willing
s.
istekli, hazır, gönüllü, razı, candan, gönülden
will
f.
dilemek, arzulamak, istemek, amaçlamak, azmetmek, niyet etmek, istekte bulunmak, emretmek, buyurmak, vasiyet etmek
willing
"s. 1. rıza gösteren; istekli; hevesli: He was a very willing accomplice. Suç ortağı olmaya dünden razıydı. She was a willing source of information for them. Onlara seve seve bilgi verdi. Are they willing workers? Onlar çalışmaya hevesli mi? 2. içten/gönülden gelen: He served him with a willing obedience. Gönülden gelen bir itaatle ona hizmet etti. "
willing
n.istekli:v.iste:prep.isteyerek
willing
gönüllü; razi, hazir, istekli