urge
f.
ileri sürmek, sevketmek, ısrarla tavsiye etmek, ısrar etmek, sıkıştırmek, zorlamak, baskı yapmak, teşvik etmek
i.
dürtü, arzu, istek, zorlama, kışkırtma
urge
"f. 1. (sözlerle) (birine/bir hayvana) (bir şey) yaptırmaya çalışmak: She urged them not to go to Antakya. Onları Antakya´ya gitmekten vazgeçirmeye çalıştı. Do not urge him to stay! Ona sakın kalması için ısrar etme! She then began to urge them to stay. O zaman onlara kalın diye tutturdu. 2. on (bir aletle) (bir hayvanı) harekete geçirmek/hızlandırmak: Urge it on with your whip. Kırbacınla onu hızlandır. 3. (on/upon) vurgulamak, üzerinde durmak: Nusret urged on them the need for economy. Nusret onlara tasarruf etme gereğini vurguladı. i. şiddetli arzu, tutku; itki. "
urge
v.teşvik et:n.teşvik
urge
(on ile) tesvik etmek, sikistirmak, zorlamak; (on) ileri sürmek, sevk etmek; israr etmek, israrla söylemek; dürtü, siddetli istek, gereksinim