thick
s.
kalın, yoğun, koyu, boğuk, sık, dumanlı, sisli, kalın kafalı, belirgin, yakın (arkadaş), aşırı, fazla
i.
kalın kafalı, kalınlık, en heyecanlı yeri, en çok olduğu yer
thick
"s. 1. kalın: a thick layer kalın bir tabaka. This stratum´s three meters thick. Bu tabaka üç metre kalınlığında. 2. koyu; yoğun, kesif: thick yogurt koyu yoğurt. thick fog yoğun sis. 3. sık olan, sık; ağaçları/çalıları sık olan (orman). 4. çok, dolu: On that beach the shells were thick. O sahilde deniz kabukları çoktu. 5. İng., k. dili kalın kafalı, gabi. 6. k. dili sıkı fıkı, canciğer, samimi. 7. boğuk, kısık (ses). 8. k. dili (içkiden dolayı) serseme dönmüş ve ağrılar içinde olan (kafa). z. 1. kalın bir halde, kalınca. 2. çok miktarda, çok. "
thick
kalın
thick
kalin; (sivi) koyu, kati; sik; yogun; (with ile) ile dolu, kapli; kalin kafali; en hareketli an, yogunluk, curcuna, kesmekes
thick
kalın, koyu