tack
i.
geçici olarak tutturma, raptiye, iri başlı küçük çivi, besin, yiyecek, yol, yöntem, geminin rüzgâra göre yaptığı yön değişikliği, rüzgâra karşı volta vurma
f.
raptiyelemek, teyellemek, tutturmak, çakmak, katmak, eklemek, birleştirmek, gemiyi çevirmek, rüzgâra karşı volta vurmak
tack
"i. 1. ufak çivi; raptiye, pünez. 2. (bir yelkenlinin/bir hareketin/bir düşüncenin takip ettiği) yön: The ship was on a port tack. Gemi iskeleden gidiyordu. He suddenly set the conversation on a different tack. Birdenbire sohbetin mecrasını değiştirdi. You ought to try a new tack with her. Ona başka bir tarzda yaklaşmalısın. 3. den. (yelkenlinin, seyrini değiştirmek için yaptığı) tiramola: We can get there in two tacks. İki tiramolayla oraya varırız. 4. terz. teyel. f. 1. den. (yelkenli) volta vurmak, tiramolayla yükselmek, tiramola ederek gitmek. 2. terz. teyellemek, teyelle tutturmak."
tack
v.çivile:n.çivi
tack
ufak çivi, raptiye, kabara, pünez; kuntura; rüzgâra göre yön degisikligi; rüzgâra karsi volta vurma; teyel; çivi ya da raptiye ile tutturmak, çakmak; orsa etmek; kumasi teyellemek, çatmak