stream
f.
akıp gitmek, akmak, aralıksız sürmek, sürmek, dalgalanmak, uçuşmak, akıtmak
i.
akarsu, çay, dere, akıntı, nehir, sel, akım
stream
"i. 1. dere; çay. 2. sel: Streams of water ran down the steps. Sular merdivenlerden aşağı sel gibi akıyordu. People were coming and going in streams. İnsanlar akın halinde gelip gidiyordu. All I got was a stream of abuse. Bir sürü küfürden başka bir cevap alamadım. 3. (akarsuda) akıntı: They were rowing against the stream. Akıntıya karşı kürek çekiyorlardı. f. 1. akmak. 2. akın halinde gitmek, sel gibi akmak. 3. (saç/bayrak) dalgalanmak. "
stream
v.ak:n.akıntı,v.ak:n.akış
stream
akarsu, çay, dere; akinti; akim; yagmur, sel; gidis, akis, egilim; akmak; (rüzgârda) dalgalanmak
stream
Sıvı akımı, seyir halindeki herhangi bir sıvı akıntısı.