Recht (das)
doğruluk, gerçek, hak, düzen, sağ, sağ...
{
Right
}
hukuk, yasa, kanun, kural, ilke, dava,...
{
law
}
adalet, hak, yargı, dürüstlük, doğruluk,...
{
justice
}
başlık, isim, sıfat, ünvan, ad, marka,...
{
title
}
ayrıcalık, imtiyaz, dokunulmazlık, özel...
{
privilege
}
avantaj, üstünlük, çıkar, fayda, menfaat
{
advantage
}
recht
adil, haklı, insaflı, yerinde, tam,...
{
just
}
sevimli, şirin, güzel, insaflı, açık,...
{
fair
}
adil, eşitlikçi, insaflı, tarafsız,...
{
equitable
}
doğru, hatasız, kusursuz, tam, uygun
{
correct
}
uyan, uygun, münasip, yerinde, elverişli
{
suitable
}
uygun, yerinde, yakışık alır, has, özgü,...
{
appropriate
}
tam, doğru dürüst, uygun, terbiyeli,...
{
proper
}
tam, tamı tamına, dakik, titiz, kesin;...
{
exact
}
tam, kesin, belirli, belli, açık, dakik,...
{
precise
}
hakiki, öz, gerçek, hilesiz, saf, içten,...
{
genuine
}
gerçek, asıl, hakiki, saf, sahici, reel,...
{
real
}
yasal, meşru, mantıklı, akla uygun,...
{
legitimate
}
yasal, hukuk, kanuni, hukuki, tüzel,...
{
legal
}
yasal, meşru, kanuni, adil
{
lawful
}
doğru, doğru biçimde
{
aright
}
emin olarak, kesin olarak, dürüstçe,...
{
rightly
}
rechten
tartışmak, görüşmek, itiraz etmek, karşı...
{
argue
}
tartışmak, çekişmek, münakaşa etmek;...
{
dispute
}
istemek, talep etmek, hak iddia etmek,...
{
claim
}
recht
doğru, düzgün, yolunda, sağa, sağda,...
{
right
}
düz, doğru, dümdüz, dosdoğru, dik...
{
straight
}
doğru, dürüst, haklı, gerçek, en uygun,...
{
right
}
düz, dik, doğru, karşı cinse ilgi duyan,...
{
straight
}
adil, haklı, insaflı, yerinde, tam,...
{
just
}
recht (het)
hukuk, yasa, kanun, kural, ilke, dava,...
{
law
}
rechten
düzeltmek, doğrultmak, dik konuma...
{
right
}
düzeltmek, doğrultmak, yoluna koymak,...
{
straighten
}
Recht
n l. (rechtmäßiger Anspruch; Befugnis) hak, salähi-yet, vetki 2. (-S.Wissenschaft) hukuk (ilmi) 3. (Gerechtigkeit) adalet, hakkaniyet, tüze 4. (Billigkeit) nasfet 5. (-s.pflege) adliye, kaza; ^ sprechen häkimlik etm., hü-küm vermek; ~ und Brauch kanun ve teamül; ^ und Billigkeit adlünasfet; ein ^ haben (auf) üzerinde hakki olm.; geschriebenes ^ yazili hukuk; (fr. hukuku mektube); für ^ erkennen hüküm vermek; im ^ sein hakli olm.; mit gutem fod. vollem) ^ hakli olarak; mit dem ^ des Siegers kilicin hakki olarak; von -s wegen l. kanuna göre; kanunen. nizamen 2. (eigentlich) inceden inceye tetkik edilirse; dogrusu;-hakikati halde; esasen; haddizatinda; zu ^ hakkiyle; zu ~ bestehen kanunen muteber olm.; j-m zu seinem ~ verhelfen b-nin hakkim ihkak etmek (vgl. a. Stw. recht)
recht (.I)
l. {Ggs. link-) sag 2. (richtig) do^ru. dürüst, hatasiz; rel. hak 3. (geeignet) müsait, elverisli, uygun 4. (echt) gercek, hakikt 5. (Ggs. Sticf-) öz 6. (schicklich, schuldig) yakisir, muvafik; yerinde olan; lüzumlu, meeburi 7. (berechtigt) hakli, salähiyettar 8. (gerecht) ädil 9. (gesetzmäßig) mesru, kanunt 10. (angenehm) hos, makbul 11. (groß, bedeutend) büyük, mühim;
recht (.II)
(Adv.) l. (verstärkend) pek, cok, ziyadesiyle 2. (abschwächend) oldukca; pek fena degil; filvaki, gerci 3. (gehörig, tüchtig) adama-killi, domuzuna; bir iyi 4. (nicht ^) bir türlü {od. o kadar) ... de^il 5. (genau) inceden inceye; -e Hand sa^ el; ]-s -e Hand sein b-ne sag kolluk etm.; Der junge Mann hier ist die -e Hand des Direktors. Bu genc, müdürün sag eli mesabesindedir. Laß deine linke Hand nicht wissen, was die -e tut! (Bibel) Sag elinin verdient sol elin görmesin! Spr.; -er Winkel geom. dik aci; zaviyei kaime; im -en Winkel zueinander stehen gönyesinde (dikgen, kaim) olm.; -er Läufer Fb. saghaf; -er Verteidiger Fb. sagbek; -er Flügelstürmer Fb. sagacik; -es Ufer (e-s Flusses) sag yaka; -er Weg rel. hak yol; tariki müstakim; ^ und billig hakkaniyete uygun; insafli. reva; -er Glaube rel. hak din; die -e Seite des Stoffes kumasin yüzü {od. yüz tarafi); wenn ich ^ orientiert bin yanlirmyorsam; wenn ich mich ~ besinne hafizamda yanilmlyorsam;
recht (.III)
So ist es ^l l. Ha söyle! Ask olsun! (a. iron) 2. iron. hosun-du. Es geschieht ihm ganz ~/ Oh olsun l §eytan azapta gerekt tste ettigini buldul £s ist mir alles ^. Bence hep müsavidir. Bana göre hava hos! ^ so! l. Dogrudur! tyi yaptiniz! Hay yasayasm!Pekälä!Aferin! 2. naut. Rotaya devami 3. (zum Kellner usw.) Üstü sizde kalsin! Mir ist es ^. Hayhayl Itirazim yoki Schon -^, aber ... tyi ama ...; nicht ^ verstehen können pek iyi {od. bir türlü) anlayamamak; ~ gut verstehen (spött.) bal gibi anlamak; Ganz ^f Dosdogrul tsabet buyurdunuzl erst ~ evie-viyetle; büsbütün; Nun erst ^ nicht! Helesimdi hicolmaz! ~ beKommen hak kazanmak; /^ haben hakli {od. hakki) olm.; Er hat -^, wenn er das tut. Bunu yapsa yeridir. j-m ^ geben b-ne hak vermek; b-ni hakli bulmak; ~ behalten (mit) bsde hakli cikmak; j-m gerade ~ sein b-nin hesabma {od. isine) gelmek; b-nin istedi^i de bu olm.; Soll mir auch ~ sein! F öyle de olur! Cani istersel
recht (.IV)
Er ist der -e Mann dazu. 0, bu isin eri {od. ehli) dir. 0, tarn bu isin adami. nicht ~ gescheit sein F tahtasi eksik olm.; biraz kacik olm.; ^ oft cogu zaman; ~ groß (Kind) büyüksü; - viel epeyce; Er schaute ^ komisch drein. Bir tuhaf baklyordu. ~ viele Leute bircok kimseier; bircogu; bircoklan; ^ abgelegen uzakca; ^ nett güzeice; ~ schade! Pek yazik! -herzlichen Dank! (^ok tesekkür ederim! - achteraus! (naut. Kommando) Tarn geridel Er ist damit nicht ~ einverstanden. Gönlü yok. sich ^ und schlecht durchschlagen suyuna tirit gecinmek; hallenip küllen-mek; gecinip gitmek; ^ und schlecht zusammengestellt derme catma; ~ und schlecht zu Ende bringen idarei maslahat etm.; Was ^ ist, muß ^ bleiben! (bei Einge ständnis e-s eigenen Irrtums) Yanli§ bizim de olsa, elin de olsa, yanlistir. ein -er Narr de! i denecek kadar akilsiz;
recht (.V)
Alles was - ist, aber ... F insaf yahu ...; Das ist ein Wort am -en Platz. Bu söz yerindedir. Es geht nicht mit -en Dingen zu. l. isin icinde iş var. Bu iste bir gayri tabitlik var. 2. (Es spukt) Bu yer tekin degil. es j-m ^ machen b-ni memnun etm.; Wenn es Ihnen ^ ist ... Muvafakat ederseniz ...; zur -en Zeit tarn vaktinde; sirasinda; Wer nicht kommt zur -en Zeit, der muß essen, was übrig bleibt. Spr. Sona kalan dona kalir. Spr.; Das ist mir der Qe. iron. Tarn adamina düstük. Es ist nichts °es mit ihm anzufangen. Allahliktir. Ne kokar ne bulasir. nichts Qes anzufangen wissen (mit) bsi ne yapacagim bilmemek; Es ist ^ von Ihnen, daß Sie ... (yapmakla) cok iyi ettiniz.
Recht
" [das] hak; hukuk; adalet, hakkaniyet"
recht
" sağ; doğru, hatasız; haklı; uygun, münasip; yasal, meşru; adil; oldukça; pek, çok"
recht
doğru, uygun, yasal, haklı, oldukça, epey, adamakıllı