high
i.
yüksek yer, yüksek basınçlı bölge, büyük vites, rekor, zirve, uçma, lise
zf.
yüksekte, yükseğe, lüks içinde
s.
yüksek, yukarı, uyuşturucu almış, üst, büyük, şiddetli, aşırı, önemli, soylu, yüce, ileri, üstün, neşeli, sarhoş, uçmuş, esrarın etkisinde
High
high
s. 1. yüksek. 2. kibirli, kendini beğenmiş. 3. yüce. 4. müz. tiz, yüksek perdeden. 5. lüks (yaşantı). 6. kokmuş (et). 7. coğr. kutuplara yakın. 8. coşkun, taşkın (neşe). 9. yüksek, fahiş (fiyat). 10. şiddetli, sert (rüzgâr). 11. kabarık, azgın (deniz). 12. argo uyuşturucu etkisi altında.
high
adv.yükseğe:adj.yüksek,yüksek
high
yüksek; yüce, ulu, hayranlik uyandirici, yüksek; (zaman) tam; (yiyecek) bayat; sarhos; uyusturucu etkisi altinda, uçmus, uçusta,yüksege; yüksekte, yüksek nokta, yüksek derece, doruk; büyük heyecan, cosku, mutluluk; yüksek yer