Dil (lisan)
Dil veya lisan, insanların düşündüklerini ve hissettiklerini bildirmek için
kelimelerle veya işaretlerle yaptıkları anlaşmadır. İnsanlık tarihinin büyük bir bölümü boyunca, dillerin dağılımı kesintili ve bölük pörçük olmuş, insan grupları dağıldıkçazaten var olan karmaşık iletişim ağlarına uydu ve
internet iletişimlerininde eklenmesiyle insan ırkı, ilk kökenlerinden bu yana ilk kez tek bir topluluk halini almaktadır .
Daha fazlası için Wikipedia.org adresine gidin…
dil (I)
isim
1 . Ağız boşluğunda, tatmaya, yutkunmaya, sesleri boğumlamaya yarayan etli, uzun, hareketli organ; tat alma organı:
"Ağzımı dolduran kocaman dil, kelimelere yer bırakmıyor ki..."- Y. Z. Ortaç.
2 . İnsanların düşündüklerini ve duyduklarını bildirmek için kelimelerle veya işaretlerle yaptıkları anlaşma, lisan:
"Dilinden Anadolu'lu olduğu ancak belli oluyordu."- S. F. Abasıyanık.
3 . Bir çağa, bir gruba, bir yazara özgü söz dağarcığı ve söz dizimi:
"Halk dilinin günebakan ismini verdiği bu çiçek, güneşe âşıktır."- H. S. Tanrıöver.
4 . Belli durumlara, mesleklere, konulara özgü dil.
5 . mecaz Düşünce ve duyguları bildirmeye yarayan herhangi bir anlatım aracı.
6 . müzik Bazı üflemeli çalgılarda titreşerek ses çıkaran ince metal yaprak.
7 . Birçok aletin uzun, yassı ve çoğu hareketli bölümleri.
8 . denizcilik Makaraların ve bastikaların içine yerleştirilmiş olan, üzerinden geçirilen halatı istenilen yöne çevirmeye yarayan, çevresi oluklu, küçük döner tekerlek.
9 . halk ağzında Anahtar.
10 . coğrafya Denize uzanan dar ve alçak kara parçası, berzah.
11 . tarih Sorguya çekilmek için yakalanan tutsak.
12 . Büyük baş hayvanların haşlanıp pişirildikten sonra yenebilen dili:
"Birkaç dilim ekmek, ince bir iki dilim peynir veya dil, bazen de haşlanmış bir sebze yemeği."- S. F. Abasıyanık.
13 . Ayakkabı bağlarının ayağı rahatsız etmemesini sağlayan ve bağ altına rastlayan saya parçası.
Atasözü, deyim ve birleşik fiiller
dil ağız vermemek
(birinde) dil bir karış
(birine) dil çıkarmak
dile (dillere) düşmek
dile gelmek
dile getirilmek
dile getirmek
dile vermek
dile (veya dillere) destan (olmak)
dili açılmak
dili ağırlaşmak
dili alışmak
dili (başka bir dile) çalmak
dili bir karış
dili bir karış dışarı çıkmak (veya sarkmak)
dili boğazına akmak
dili çözülmek
dili damağına yapışmak (veya dili damağı kurumak)
dili dolaşmak
dili döndüğü kadar
dili dönmemek (veya dönmek)
dili durmak
dili durmamak
dili ensesinden çekilsin!
dili kılıçtan keskin
dili kurusun!
dilinden anlamak
dilinden düşürmemek
dilinden kurtulamamak
dilinde tüy bitmek
diline dolamak (virt etmek veya diline takmak)
(birinin) diline düşmek
diline pelesenk etmek
diline sağlam olmak
diline virt etmek
dilini değdirmemek
dilini eşek arısı soksun!
dilini kedi (fare) mi yedi?
dilini kesmek (veya kesip oturmak)
dilinin altında bir şey olmak
dilinin altındaki baklayı çıkarmak
dilinin cezasını (veya belâsını) çekmek (veya bulmak)
dilinin ucuna gelmek
dilinin ucunda (olmak)
dilinin ucuyla
dilini tutamamak
dilini tutmak
(birinin) dilini (veya ağzını) bağlamak
dilini (veya dillerini) yutmak
dilin kemiği yok
dili olsa da söylese (veya anlatsa)
dili pabuç kadar
dili tutulmak
dili uzamak
dili varmak (veya varmamak)
dili yanmak
dili yatkın
diliyle sokmak
diliyle tutulmak (veya yakalanmak)
dillerde dolaşmak (veya gezmek)
dillere destan olmak
dil otu yemek
dil sürçmek
dil tutmak
dil uzatmak
dil (veya diller) dökmek
Birleşik Sözler
dil adası
dil akrabalığı
dilaltı
dil altı
dil atlası
dil avcısı
dil balığı
dilbasan
dilbaz
dil bilgisi
dil bilim
dil bilimi
dil birliği
dil cambazı
dil coğrafyası
dil dalaşı
dil ebesi
dil felsefesi
dil kavgası
dil laboratuvarı
dil oğlanı
dil öğrenimi
dil öğretimi
dil pelesengi
dil peyniri
dilsever
dil sürçmesi
dil şakası
dil tutukluğu
dil yarası
dilden dile
dile kolay
dili bozuk
dili tutuk
dili uzun
dili zifir
dil (II)
isim, eskimiş Farsça dil
Gönül, yürek.
Birleşik Sözler
dilâver
dilbaz
dilber
dil
kotoba; shita
Dil
"t. Lisan, zeban. * Ağızdaki tat alma duygusu ve konuşma uzvu. * İnsanların konuştukları lehçelerin her birisi. Lügat. * Muhtelif âlât ve edevâtın uzunca ve yassı, ekseriya oynak kısımları. * Coğ: Denizin içine uzanmış üstü düz mumluk, uzunca kara parçası. * Mc: Gıybet, mezemmet, dedi-kodu, çekiştirme.(İnsanın yüz cihazatından birtek cihazı olan lisanı; bir et parçası iken, iki büyük vazifesiyle yüzer hikmetlere, neticelere, meyvelere, fâidelere âlet oluyor.. Taamların zevkindeki vazifesi, ayrı ayrı bütün tatları bilerek cesede, mideye haber vermek ve rahmet-i İlâhiyyenin matbahlarına dikkatli bir müfettiş olmak ve kelimeler vazifesinde kalbe ve ruha ve dimağa tam bir tercüman ve santral olmak; elbette gayet parlak ve kat'i bir surette ihatalı ilme delâlet ve şehadet eder. Birtek dil, hikmetleri ve meyveleriyle böyle delâlet etse; hadsiz lisanlar ve hadsiz zihayatlar, nihayetsiz masnuat, güneş zuhurunda ve gündüz kat'iyetinde nihayetsiz bir ilme delâlet ve şehadet ve Allâm-ül Guyub'un daire-i ilminden ve hikmetinden ve meşietinden hariç hiçbirşey yoktur diye ilân ederler. ş.)"
dil
gönül, kalb.
dil
тіл (til)
Tüm hakki saklıdır