ağız

Get Babylon's Translation Software! Free Download Now!
Babylon 8 - Your all-in-one solution
Award winning translation software trusted by millions. Translate from any language to any language.
View Demo


Türkçe VikipediDownload this dictionary
Ağız
Ağız, sindirim sisteminin giriş boşluğudur. Bu boşlıkta, diş arkları ve dil bulunur.
Daha fazlası için Wikipedia.org adresine gidin…

Bu makale Vikipedi®'den bilgiler kullanır ve GNU Özgür Belgeleme Lisansı tarafından lisanslanmıştır.

Kelimeler Turkish Turkish dictionaryDownload this dictionary
ağız (I)
isim
 
1 .    Yüzde, avurtlarla iki çene arasında, ses çıkarmaya, soluk alıp vermeye ve besinleri içine almaya yarayan boşluk.  
2 .    Bu boşluğun dudakları çevrelediği bölümü.  
3 .    Kapların veya içi boş şeylerin açık yanı:
       "Ağızları kopmuş bir çay takımının arasına gizlenmiş, koyu renkli bir cildi oradan alarak bana uzattı."- H. R. Gürpınar.  
4 .    Bir akarsuyun denize veya göle döküldüğü yer, munsap.  
5 .    Koy, körfez, liman, yol gibi yerlerin açık yanı.  
6 .    Birkaç yolun birbirine kavuştuğu yer, kavşak.  
7 .    Kesici aletlerin keskin yanı:
       "Çelik ağızlı, küçük gül makasını kâğıdından çıkardı."- R. H. Karay.  
8 .    Bir dilin sınırları içinde, bölgelere ve sınıflara göre değişen söyleyiş özelliği:
       "Anlaşılmaz, garip köylü ağızlarıyla konuşuluyordu."- S. F. Abasıyanık.  
9 .  mecaz  Birini yanıltmak, kandırmak amacıyla dolambaçlı birtakım sözler söyleme özelliği.  
10 .   müzik  Bir bölge ezgilerinde görülen özelliklerin tümü.  
11 .    Kez, kere, defa.  
12 .    Üslûp, ifade özelliği:
       "Ertesi günü bazı gazeteler bu haberin bir noktasını yarı resmî bir ağızla tekzip ettiler."- T. Buğra.  
13 .    Uç, kenar.


   Atasözü, deyim ve birleşik fiiller

ağız açmak
ağız açmamak
ağız açtırmamak
ağız aramak (veya yoklamak)
ağız burun birbirine karışmak
ağızda dağılmak
ağızdan burun yakın, kardeşten karın yakın
ağızda sakız gibi çiğnemek
(bir şey için) ağız değiştirmek
ağız dil vermemek
ağız etmek
ağız kullanmak
(biri) ağızlara sakız olmak
ağız satmak
ağız tamburası çalmak
ağız tıkamak
ağız yapmak
ağız yaymak
ağız yer, yüz utanır
ağız yoklamak
ağza alınmaz (veya ağza alınmayacak)
ağza almamak
ağza düşmek
ağza koyacak bir şey
ağza tat, boğaza feryat
ağzı burnu yerinde
ağzı çiriş çanağına dönmek
ağzı dili bağlanmak
ağzı dili kurumak
ağzı dili tutulmak
ağzı dolu dolu konuşmak
ağzı kulaklarına varmak
ağzı kurumak
ağzı kurusun
ağzı lâf (veya lakırtı) yapmak
ağzına almak
ağzına almamak
(bir şeyi) ağzına atmak
(birinin) ağzına bakakalmak
ağzına baktırmak
ağzına bir parmak bal çalmak
ağzına (bir şey veya çöp veya lokma) koymamak
ağzına bir zeytin verir, altına (veya ardına) tulum tutar
ağzına burnuna bulaştırmak
ağzına düşmek
ağzına etmek
ağzına geldiği gibi
ağzına geleni söylemek
ağzına gem vurmak
ağzına kilit takmak (veya vurmak)
ağzına lâyık
(birinin) ağzına sakız olmak
(bir şeyi) ağzına sürmemek
ağzına taş almış
ağzına tıkamak
(birinin) ağzına tükürmek
ağzına verilmesini beklemek (veya istemek)
ağzına (veya diline) kira istemek
ağzına (veya diline) sağlık
ağzına (veya önüne) bir kemik atmak
ağzına vur, lokmasını al
ağzına yakışmamak
ağzına yüzüne bulaştırmak
ağzında bakla ıslanmamak
(lâf) ağzında bırakmak
(bir yiyecek) ağzında büyümek
(bir söz, birinin) ağzında çalkalanmak
(bir şeyi) ağzında gevelemek
(birinin) ağzından
ağzından baklayı çıkarmak
ağzından bal akmak
ağzından burnundan getirmek
ağzından çıkanı (veya çıkan sözü) kulağı duymamak (işitmemek)
ağzından çıkmak
ağzından çıt çıkmamak
(söz, lakırtı) ağzından dirhemle çıkmak
ağzından dökülmek
ağzından düşmemek (veya düşürmemek)
ağzından girip burnundan çıkmak
ağzından hayır çıkmazsa bari şer söyleme
ağzından kaçırmak
ağzından kapmak
ağzından lakırtı (veya lâf) almak (veya çekmek)
(birinin) ağzından lokmasını almak
ağzından yel alsın
ağzında yaş kalmamak
ağzını açacağına gözünü aç
ağzını açıp gözünü yummak
ağzını açmak
ağzını açmamak
ağzını aramak (veya yoklamak)
ağzını bıçak açmamak
ağzını bozmak
ağzını burnunu çarşamba çanağına (veya pazarına) çevirmek
ağzını burnunu dağıtmak
ağzını dilini bağlamak
ağzını havaya (veya poyraza) açmak
ağzını hayra aç!
(başkasının) ağzını kapamak
(kendi) ağzını kapamak (veya kilitlemek)
ağzını kiraya vermek
ağzını koklamak
(birinin) ağzını kullanmak (veya satmak)
ağzını mühürlemek
(birinin) ağzının içine bakmak
(bir kimse) ağzının içine baktırmak
(bir kimse) ağzının içine girmek
ağzının içi yangın yerine dönmek
(bir şey birinin) ağzının kaşığı (kalıbı veya lokması) olmamak
ağzının mührü ile
(birine) ağzının payını (veya ölçüsünü) vermek
ağzının perhizi yok
ağzının suyu akmak
ağzını öpeyim (veya seveyim)
ağzını sıkı (veya pek) tutmak
(birinin) ağzını tıkamak
ağzını toplamak
ağzını (veya çenesini) tutmak
ağzı oynamak
ağzı sulanmak
ağzı süt kokmak
ağzı teneke kaplı (olmak)
ağzı var dili yok
ağzı varmamak
(bir şeyden) ağzı yanmak
ağzıyla kuş tutsa...

Birleşik Sözler

ağız ağıza
ağız alışkanlığı
ağız birliği
ağız dalaşı
ağız değişikliği
ağız dolusu
ağız kâhyası
ağız kalabalığı
ağız kavafı
ağız kavgası
ağız kokusu
ağız nişanı
ağızotu
ağız şakası
ağız tadı
ağız tatsızlığı
ağız tüfeği
ağız tütünü
ağız ünlüsü
ağızdan ağıza
ağzı açık
ağzı bir
ağzı bozuk
ağzı gevşek
ağzı havada
ağzı kalabalık
ağzı kara
ağzı kenetli
ağzı kilitli
ağzı kulaklarında
ağzı pek
ağzı pis
ağzı sıkı
ilk ağızda    
 
ağız (II)
isim
     Yeni doğurmuş memelilerin ilk sütü.


Türkçe Atasözleri (Turkish Proverbs)Download this dictionary
Açık ağız aç kalmaz
bir şeyi ısrarla isteyenler onu elde ederler.

 
El (etek) öpmekle ağız (dudak) aşınmaz
birisine aşırı saygı göstermenin, maddî bir zarar vermeyeceğini anlatır.


(c) http://isimlerimiz.blogspot.com

turkish japaneseDownload this dictionary
ağız
kuchi

Türkçe - Arnavutça SözlükDownload this dictionary
ağız
gojë
agiz ve dis hastaliklari hastanesi - Spital i Sëmundjeve të Gojës dhe Stomatologji
 

www.arnavutcasozluk.com

Define ağız

Translate ağız





| ağız in English | ağız in French | ağız in Dutch | ağız in German | ağız in Russian | ağız in Japanese