cair
düşmek, inmek, dökülmek, yıkılmak,...
{
fall
}
çökmek, düşmek, yıkılmak, portatif...
{
collapse
}
taş atmak, taşlamak, taşa tutmak,...
{
pelt
}
düşmek; düşürmek; alçalmak; kesilmek,...
{
drop
}
tombullaşmak, şişmanlatmak, semirtmek,...
{
plump
}
batmak, gömülmek, saplanmak, basmak,...
{
sink
}
geçmek, akıp gitmek, bitmek, dolmak,...
{
lapse
}
sulusepken yağmak, sulu kar yağmak
{
sleet
}
caisse (f)
durum, husus, olay, sorun, dava,...
{
case
}
sandık, kasa, göğüs kafesi, kutu; göğüs
{
chest
}
kutu, sandık, kutu veya sandık dolusu;...
{
box
}
çalışma masası, yazı masası, sıra...
{
desk
}
fon, sermaye, para kaynağı, kaynak,...
{
fund
}
caisse
kasa
caisse
"[la] sandık; kasa; tahta saksı; kutu; davul; para çekmecesi "