brillar
parlamak, ışıldamak, ışık saçmak,...
{
shine
}
ışın yaymak, parıldamak, ışıldamak,...
{
gleam
}
parlamak, ışıldamak, ışımak, kıvılcım...
{
sparkle
}
bir merkezden yayılmak, yaymak, saçmak,...
{
radiate
}
cilalamak, parlatmak, boyamak...
{
polish
}
brillo
çakırkeyif, kafası dumanlı, içkili,...
{
tipsy
}
sarhoş, kafayı bulmuş; mest, mest olmuş;...
{
drunk
}
Brille (die)
oyun [tiy.], piyes, garip davranış,...
{
spectacle
}
büyüteç, cam, bardak, ayna, kadeh,...
{
glass
}
briller
parlamak, ışıldamak, ışık saçmak,...
{
shine
}
parıldamak, parlamak, göze çarpmak,...
{
glitter
}
parlamak, ışıldamak, ışımak, kıvılcım...
{
sparkle
}
parıldamak, ışık vermek (hafif)
{
glimmer
}
Brille
l. gözlük V: camekän 2. (Abort2) halka seklindeki kenar (alafranga kabinede); e-f ~ tragen gözlük kullan-mak; die ~ aufsetzen (absetzen) gözlügü takmak (cikar-mak)